KANSER BESLENME İLŞKİSİ
Kansere bağlı ölümlerin yaklaşık % 35’inden diyet sorumludur. Ancak diyet -kanser ilişkisini göstermek, diğer etyolojik faktörlere göre güçtür. Deneysel kanıt, insan çalışmalarının eklenmesindeki zorluklar nedeniyle yetersizdir. Hayvan çalışmalarının sonuçları ve epidemiyolojik veriler kullanılmaktadır. Elde edilen verilere göre proteinlerin fazla ısıtılması sonucu mutagenler oluşabilir ve bunlar DNA hasarına yol açabilir. Diyetle mutagenlerin ilişkisi bunları aktive eden enzimleri indüklemek ek şeklinde de olabilir. Hormon ya da hormon karşıtı özellikleri ile hücre siklusunu etkileyebilirler. İlginç olarak diyet içeriğinin mutagenler, DNA ve apopitosiz üzerindeki etkileri hem kansere yol açabilecek hem de kanserden koruyabilecek yöndedir. Sonuçlara göre uygun olmayan beslenme alışkanlıkları, diyetteki ek maddeler veya kötü korunmuş ve hazırlanmış gıdalar kanser gelişiminden sorumlu olabilir.
Bunlardan ilki obezitedir. Kalori ile kanser arasındaki bilinen ilişkiler şunlardır:
1- Kalori alımının fazlalığı kanser riskini artırır
2- Kalori alımı azalırsa kanser riski azalır
3- Bebeklik ve erken çocukluk çağındaki obezite, erişkin dönemde kanser riskini artırabilir

4- Kalori bağımsız bir faktördür.
Obezite ile ilişkili olduğu düşünülen kanserler meme, endometrium ve böbrek maliyniteleridir. Burada karsinogenezdeki mekanizma bilinmemektedir. Ayrıca kaloride kısıtlamanın, bölünen hücre sayısını azaltarak riski düşürebileceği ileri sürülmektedir.
Poliansatüre ( doymuş ) yağlar, monoansatüre ( doymamış ) yağlardan farklı olarak ve kaloriden bağımsız biçimde, kolorektal kanserler ve hormonla ilişkili olan meme, endometrium ve prostat kanseri riskini artırmaktadır. Burada geçerli olan mekanizma bilinmemektedir. Öne sürülen hipotezlerse, bu yağların safra asidi sekresyonunu artırarak, barsak mukozasında irritan etki oluşturabileceği ve hormon metabolizmasını değiştirebileceğidir. Bu alanda yapılan prospektif kohort klinik çalışmaların sonuçları çelişkilidir. Doğrudan diyetteki yağın kanser gelişimde etkili olmadığı düşünülmektedir. Kırmızı et tüketimi ve beraberinde sık görülen obezite ile hareketsiz yaşam şekli riski artıran etkenler gibi görünmektedir.

Diyetin posa içeriğinin fazla olması, liften zengin gıdalarla beslenmek, kolorektal kanserler ve hormonla ilişkili kanserlerin riskini azaltır. Lif, sindirim enzimlerine dirençli bitki kısımlarıdır
(polisakkarit polimerler, lignin). Kansere karşı saptanan bu koruyucu etkinin mekanizması şüphelidir. Lif içeriğinin sindirim sistemine alımından atılımına dek, bu yolda su tutarak ve pasajı hızlandırarak, kolon mukozasının karsinojenlerle karşılaşmasını azalttığı öne sürülmektedir. Meme kanseri içinse östrojen düzeyini düşürme ve insülin duyarlılığını azaltıcı etkiden söz edilmektedir. Ancak bu konularda da retrospektif ve prospektif klinik çalışmaların sonuçları çelişkilidir. Meyve ve sebzelerde vitaminler(karotenoidler, C. D. E vitamini, folik asit gibi), selenyum, magnezyum ve kalsiyum gibi mikronütrientlerin DNA tamiri, immün sistem üzerinden ve antioksidan olarak koruyucu etkisi olabileceği bildirilmiştir. Ancak klinik çalışmalar mide kanseri dışında kanser riskinde azalma göstermemiştir.
Alkol alımı, oral kavite, hepatosellüler kanser ve pankreas kanseri ile ilişkilidir. Ölümlerin % 3-4 kadarından sorumludur. Alkol üst GIS üzerinde mukoza hasarı yapıcı etkiye sahiptir, ayrıca metabolitleri hücre proliferasyonunu uyarır